Yazar

Ahi.optik@hotmail.com

37 makale bulunmakatadır

Bursa ulu camii

07:36 - 21 Nisan 2020

+A

-A

 

Yıl 1396. Osmanlı sultanı Yıldırım Beyazıd Haçlı ordusunun İstanbul'u kuşatmak için hareket ettiğini ve Niğbolu önlerinde olduğunu duyunca ordusunu hazırlayıp yola çıkar. Eğer Niğbolu kuşatmasından zaferle dönerse ,elde edeceği ganimetle 20 tane camii yapmayı vaad eder .Zafer kazanılmıştır,sıra 20 camii nin yapılmasına gelmiştir.
Damadı Emir Sultan Hazretlerine danışır Emir Sultan'da kendisine 20 camii yerine 20 kubbeli büyük bir camii yapmasını tavsiye eder. Bu teklif uygun görülür ve mimarlar bugün Ulucami’nin bulunduğu mevkide karar kılarlar. Söz konusu arsa üzerinde evi, bahçesi olanlara başka yerden muadil yer verilir. Hatta ceplerine birkaç kese altın sıkıştırılır gönülleri hoş edilir.
Ancak yaşlı bir kadıncağızın biri “Evim de evim” feryadı tutturur ki sormayın. Değerinin fevkinde ücretlere omuz silker, bütün tekliflere “olmaz” der. Önce vezirler, sonra bizzat Sultan, kadının ayağına gider, iknaya çalışırlar. Ama yok o direnir. Sultan Bayezid'da caminin yerini sevmiştir. Hiç hesapta olmayan pürüz canını sıkar. Hatta divanı toplar, çözüm yolu arar. Kadılar “mal onun değil mi” derler, “satarsa satar, satmazsa satmaz!” Meclis çaresizlik içinde dağılırken Bayezid’in aklına damadı gelir. Emir Sultan’ı bulur meseleyi anlatır. Mübarek sadece tebessüm eder: -Acele etme! der, bir gecede neler değişmez? İhtiyar kadın o gece rüyasında mahşer meydanını görür. Annenin çocuğundan kaçtığı bir dehşet anıdır. Kalabalıkta korkunç bir azap endişesi vardır. O arada bir dalgalanma olur. İnsanlar alemlere rahmet olarak yaratılan Efendimiz’in yanına koşarlar. Şefaate kavuşan kavuşana. Kadıncağız da niyetlenir, ama bırakın yürümeye, kıpırdamaya mecali yoktur. Ayakları vücudunu taşıyamaz, ıstırapla yerleri tırmalar.
Elinden kaçan büyük fırsat ciğerini dağlar. Feryat figan ağlamaya başlar. İşte tam o sırada Emir Sultan’ı görür:
-Herkes cennete gitti, der, ben bir başıma kaldım burada! Mübarek o gönül ferahlatan tatlı sesiyle sorar:
-Kurtulmak istiyor musun? Kadın nefes nefese cevap verir: -Hiç istemez miyim? -Öyleyse Sultanımızı üzme!
Ertesi gün kadın ayağı ile gelir, evini verir. Üstelik önüne konulan ücretide bağışlar camiye,vee evinin yerine şimdiki caminin içerisindeki şadırvan yapılır... Başlı başına yapımı olaylar ve tarihe maal olmuş kişilerle doludur Ulu Camii.Anlat anlat bitmez neredeyse. Demirci Kambur Bali ustayı tanır mısınız.Kızmayın aslında tanıyorsunuz; Ulucamii nin yapımında çalışan,arkadaşı Hacivat ile işçileri güldürdüğü için öldürülen ve Türk gölge oyunun en önemli karakteri olan bizim tanıdığımız ismi ile Karagöz'dür... Bizim Karagöz ve Hacivat,Uucaminin yapımında görevli iki işçidir. camiyi kısa sürede bitirmek zorunda olan işçiler var güçleriyle çalışmaktadırlar, çünkü padişah gelirde caminin bitmediğini görür ise başta ustabaşı olmak üzere bilcümle işçinin boynunun vurulma tehlikesi vardır. ama iki usta Karagöz ve Hacivat boş durmamaktadır ve sürekli atışmaktadırlar birbirleriyle ve bu atışmalar o kadar eğlenceli olur ki diğer işçiler hatta çevrede ki halkta inşaatın yanına gelip onları dinler. tabi ki caminin yapımı aksar bu oyalanmalar nedeniyle.
Ve Yıldırım Beyazıt seferden döner. caminin daha bitmediğini hatta yarısının bile yapılamadığını görür ve tahmin edebileceğimiz gibi çok öfkelenir. hemen sorumluların bulunmasını ister. herkes can derdindedir,Karagöz ile Hacivat'ın atışmalarını çok seven işçiler ve ustabaşıda olmak üzere herkes bu çok konuşan ikiliyi suçlarlar,ne yazık ki ferman verilir Karagöz ile Hacivat ın kellesi kesilecektir ki kesilir,artık Karagöz ile Hacivat Türk temaşa sanatında ki efsanevi yerlerini alırlar. "Somun var Somun"...
Emir Sultan'dan önce Bursa'ya gelip yerleşen ve her gün çarşıya gelip, "Somun var müminler, somun var!" diye ekmek satan bir ulu kişi daha vardır ama halk, "Somuncu Baba" dediği bu zatın kerametlerinden habersizdir Günlerden bir gün,Emir Sultan hazretleri, elindeki çömlekle birlikte bu zatın fırınına uğrar.Ekmeklerle birlikte çömlekteki yemeğin de pişirilmesini rica eder. Somuncu Baba, küreğin üzerine koyduğu çömleği fırına sürmeye çalışır ama, nafile! O küçücük çömlek fırına bir türlü girmez...!
Somuncu Baba, geride durup seyreden Emir Sultan'ın yüzüne bakar ve yüzünde beliren tatlı bir tebessümle "-Anladım... Bu işi ancak sen başarabilirsin!" Emir Sultan küreği alır ve kolayca içeri sürer.Ama fırının içinde ateş yok...Ve fırın soğuk Soran gözlerle ama tatlı bir tebessümle Somuncu Baba'ya bakar; Somuncu Baba yine aynı eda ile: "- Bekle... Az sonra pişer!" Karşılıklı gösterilen kerametlerden sonra iki ulu kişi birbirlerini tanıyıp dost olmuşlardı. Somuncu baba caminin yapıldığı sıra buraya gelir işçilere somun dağıtırmış.Somuncu baba bir gün yine orda ekmek dağıtırken Hızır a.sın orda olduğu fark etmiş kolundan tutup " sen Hızırsın anladım"demiş ve eklemiş" buraya gelip hergün namaz kılmanı istiyorum eğer söz vermezsen burdaki herkese senin Hızır olduğunu söylerim" demiş Hızır a.s da hergün geleceğine dair söz vermiş
geleceğine dair söz vermiş ama oda bi istekte bulunmuş" hangi vakit geleceğim bana kalsın", bunun üzerin Hızır a.s ulu camideki vav harfinin önünde hergün gelip namaz kılmaya başlamış ancak hangi vakit olduğunu bilmiyoruz eğer birgün Ulu Camiye giderseniz namaz kılıcak olursanız mutlaka vav harfinin orda namaz kılın belki Hızır a.s birlikte namaz kılarsınız...
Ve büyük gün gelir..Camii 1399 yılında ,Osmanlı İmparatorlığunun 100.kuruluş yıldönümünde açılır. Açılışında kimler mi vardır. İlk Namazı kıldıran Somuncu Baba,ilk cemaati;Emir sultan Hazretleri,Sultan Yıldırım Beyazıt,Molla Fenari(Osmanlının ilk şeyhülislamI),İlk imamı Süleyman Çelebi (Mevlid'in yazarı),Müezzini ise Üftade Hazretleri(Aziz Mahmut Hüdai'nin Hocası)ve birçok Bursanın büyük şahsiyetleri hazır bulunmaktaymış. Yıldırım Bayezid, açılışı damadının yapmasının uygun olacağını düşünmüştü.
Cuma günü, kalabalık cemaatin önünde seslenir: "
- Ya Emir! Kapıları sen aç ve cemaata vaaz edip Namaz kıldır. Şehirdeki en Velî kişi olduğun için bu şeref sana aittir!"
Fakat Emir Sultan"- Hayır Sultanım!"diye itiraz eder,herkes şaşkın ve devam eder Emir Hazretleri "-
Bu şerefi Şeyh Ebü Hamideddin-i Aksarayi hazretlerine vermelisiniz! O benden daha üstündür". "
- Bu zat kim ola ki?" "
- Belki duymuşsunuzdur Sultanım... Somuncu Baba derler bir ekmekçi koca vardır. Ulucami işçilerine de ekmek dağıtmıştır. İşte bu zat O'dur!" Cami açılsın da içeri girelim diye arkada bekleyen halk arasında bulunan Somuncu Baba, "Ne ettin Emirim, bizi ele verdin, belli ettin!" diyerek bütün alçakgönüllülüğüyle camiyi açar, kürsüye çıkıp vaaz ve nasihatlarda bulunur.
Bu sırada hazırlıksız yakalandığı için hutbede konu olarak Fatiha Suresini tefsir eder. Ancak ard arda tekrar ettiği tefsirin ilkini herkes anlarken 7. tefsir edişinde Emir Sultan Hazretleri bile bu tefsirdeki sırrın kendinden çok daha üstün olduğunu görür Emir sultan Hazretleri dahil herkes O'na hayran olmuştur. Rivayete göre Somuncu Baba camiin her kapısından aynı anda çıkar ve herkes onun elini öptüğünü düşünüp sevinir. Fakat sonradan Bursa halkı bunun bir keramet olduğunu anlar.
Ayrıca Emirsultan'ın dahi camiyi açmak üzere Somuncu Baba'yı göstermiş olması tüm ahalide ona karşı olan muhabbeti daha da arttırmıştır.
Ancak Somuncu Baba durumunun anlaşılması üzerine artık Bursa'da tutunamayacağını anlar ve Ulucami çıkışınca keramet göstererek kaybolur ortadan.
Bursa ahalisi Somuncu Baba'yı arayadururken o sırada Bursa'da bulunan başta Emirsultan olmak üzere diğer evliyalar ve ermiş kişiler, Somuncu Baba'yı Bursa dışında yakalayıp geri döndürmek isterler. Fakat Somuncu Baba'yı ikna edemezler
. Bunun üzerine oradaki 33 tane evliya bugün "Dua Çınarı" olarak bilinen bölgede yer alan çınarın altında dua ederler.
Sonra'da Bursa'dan ayrılır Somuncu Baba.. Burada Somuncu Baba'nın da Bursa şehrine hayır dua ettiği ve oradaki diğer tüm evliyaların da bu duaya biat ettiği söylenir. Bu duanın yapıldığı çınara daha sonra halk dua çınarı demiştir.
Ancak bundan yıllar evvel ağaç belediye ekiplerince yol açma çalışmaları sırasında hasara uğratılmış fakat sonrasında çürüdüğü için tamamende kesilmiştir. Bursa Ulu Camii Yıldırım Hanın bir hediyesi olarak günümüze kadar gelmiştir ve halen kullanılır vaziyettedir. İnşallah birgün fethin sembolü Fatih Sultan Mehmet Hazretlerinin hediyesi ve vakfıyesi olan Ayasofya Camiide ibadete açılır,ve bize o kutlu fetih günlerini yaşatır.

Facebook'ta paylaş butonu
Print

YORUMLAR

Facebook Yorumları
YORUM YAZ
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

ÖNE ÇIKANLAR

ANKET

Sayfalar

DUYURULAR

LİNKLER

ARŞİV

HAVA DURUMU

Günlük Gazeteler

Oku