Yazar

Ahi.optik@hotmail.com

58 makale bulunmakatadır

GİZEMLİ MADALYON (2)

08:06 - 14 Eylül 2021

+A

-A

 
AHİLER VE GÜLŞEHİR
 
Gülşehir....Hayal şehri...Tam anlamı ile şaşkınlıktan küçük dilimi yutup olduğum yere düşüp bayılacaktım , nerede son zamanın Kırşehir'i nerede şimdiki Gülşehir.
Kervansaray dağları , inanılmaz bir şekilde  ormanlarla kaplı , batı ve kuzey taraflarındaki dağlar göğe kadar uzanan meşe ağaçları ile kaplıydı ve ormanın içerisi geyik , karaca ve yabani hayvanlarla doluydu , esen rüzgarla birlikte gelen o mükemmel orman kokusu şehrin havasını dahada güzelleştiriyor insana ayrı bir canlılık veriyordu.
Bozkırın ortasında yemyeşil bir vaha idi şehir.
Kılıçözü Çayı şehri baştan aşağı bölüp akıyordu ve oluşan vadinin sağlı sollu kenarlarında üzüm bağları , meyve bahçeleri ve ağaçlarla kaplı yemyeşil bir yerdi.
Gülşehri , dört bir tarafı surlarla çevriliydi ve surların içi tekkeler irili ufaklı camiler ve mescitlerle çevrili her mahallesinde hamamı olan sevimli yemyeşil ıhlamur ağaçlarının ve güllerin o güzel kokuları ile bütünleşmiş Selçuklunun en büyük şehirlerinden birisi idi , nasıl olmasın ki başşehir Konya'nın adeta bağlantı noktasıydı Kayseri'ye yakınlığı ile Sivas yolunun kısaltılması , Karadeniz'e Tokat yolu ile çıkılması Ankara'ya olan bağlantısı Türkmenlerin Orta Asya'dan Gülşehri'ni kullanıp batıya yol alması şehri ticaret merkezi yapmıştı.
Şehrin etrafı tamamen surlarla kaplıydı ve bu surlar Kayseri kapısı , Konya kapısı , Engürü ve Tokat kapıları ile dışarı açılıyordu , hava kararıncada kapılar kapanıp şehre giriş ve çıkışlar yasaklanıyordu.
Bu kapılara gelene kadar Kayseri'den  gelen kervanlar ,İnaç köyündeki Ahi tekkesinde , Kesikköprü'deki kervansarayda Konya tarafından gelenler , Tokat tarafından gelenler Kızılköydeki Ahi zaviyesinde , Engürü (Ankara ) tarafından gelenler ise Karalar Ahi zaviyesinde konaklar geceyi geçirirdi. 
Bu tekke ve zaviye içerisinde hamamlar ve konaklama yerleri ile birlikte hayvanların dinleneceği yerler vardı.
Sabah namazından sonra hayat başlıyordu , buralarda dinlenen kervancılar günün ilk ışıkları ile birlikte şehre büyük sur kapılarından giriş yapıyorlardı.
Görevli kişiler kervanların yüküne göre şehrin içerisinde bulunan esnafların olduğu bedesten , zaviye ve dergahlara yönlendirilir burada bulunan esnaflar mallarını alırlardı , herşey o kadar muntazam ve ince düşünülmüştü.
Her çarşı ayrı bir bölümdü bir tarafta bıçakcılar , diğer tarafta zahireciler , ayakkabıcılar , bakırcılar ...
Güney surlarına doğru akan Kılıçözü çayınında sonuna dericiler ve tabakçılar yerleştirilmiş derilerin ve tabaklamanın kokuları şehre zarar vermemişti.
Ahilerin bulunduğu tekke ve zaviyeler sadece eğitim verirdi ve böylece şehir hem ticaret hemde eğitim merkezi olmuştu...
Şehirde bulunan Ahiler dönemin en önemli kuruluşu ve üreticileriydi .
Ahilerin başında ise Piri Ahi Evran hazretleri bulunmaktaydı...
Gül... Ve şehir Peygamberimizin simgesiydi Gül , ve biz Türkler Güle O'ndan ötürü önem veririz.
Gülşehri  neden Kırşehir olmuştu ? Buraları geçmiş zamanda görünce çok üzülmüştüm ; keşke şimdide rüzgar estikçe Gül kokusu şehri kaplasaydı , o güllerden kokular , reçeller yapsaydık ..
 Şehrin içerisinde Pir makamı denilen fakir derviş ve öğrenciler yemek verilen hankah adında büyük tekkeler vardı ve bunların en büyüğünde Piri Ahi Evran ve ailesi kalır , yanlarındaki medreselerde dervişler bulunurdu.
 Her köyde Ahilerin zaviyesi vardı ve gece gündüz açıktı bu zaviyeler buralarda din eğitimi , silah eğitimi ve okuma yazma eğitimini Ahi dervişleri verirdi...
Hankahın yanında kılıçözü çayı tertemiz akıp bahçeleri suluyordu , Piri Velinin kaldığı hankah çok büyüktü içerisine şifahane , hamam ve aş evi , uzaktan gelenler için konukevi , barınaklar vardı. 
Hankahın geniş bahçesinde geniş büyük bir yapı vardı ve Ahi meclisi burada toplanırdı , buraya bağlı dersliklerde çırak ve kalfalar ders alırdı ve bu dersler meslek eğitiminin yanı sıra müzik ve din dersleri ile ilgiliydi.
Şehrin doğusunda Şeyh Süleyman Türkmani'nin tekkesi , Konya Kapısı yakınlarında Şeyh Muhammet Hacıbektaş'ın tekkesi , Kılıçözüçayına bitişik bir şekilde Kaya Şeyhi'nin tekkesi vardı... 
Şeyh Edebali , Geyikli Baba , Şeyh Ahi Şemsettin , Abdal Musa , Sarı Saltuğ 'unda birer zaviyeleri vardı..
Şehir gelen ve gidenlerle dolop taşmaktaydı...
Şehrin aşağısına doğru surların bitiminde sıcak bir su kaynağı vardı yani şimdiki Terme suyu ...
Buraya köyden gelenler pazar kurardı getirdikleri malları satıp ihtiyaçlarını karşılarlardı çürük ve eksik mal satımına asla müsade etmezdi güvenliği sağlayan Ahi yiğitleri bu tür davranışları yapanları bir daha pazara almazdı.
 Gerçekten çok büyük şaşkınlık içerisindeydim boynumda asılı olan madalyona baktım ve sadece gülümsedim...
 
        DEVAM EDECEK...
 

Anahtar Kelimeler : Celalettin Güngör,
Facebook'ta paylaş butonu
Print

YORUMLAR

Facebook Yorumları
YORUM YAZ
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

ÖNE ÇIKANLAR

ANKET

Sayfalar

DUYURULAR

LİNKLER

ARŞİV

HAVA DURUMU

Günlük Gazeteler

Oku